erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları
Eskişehirin tecrübeli dil kursu Önder Dil, dil öğrenmenin mucizevi faydalarının bilincinde hizmet vermektedir. Dil öğrenmenin saymakla bitmeyecek faydaları arasından ilk 7’si. 1.Çocuğunuz Eğlenirken Öğrenir. Okul öncesinden ilkokul 3.sınıfa kadar olan süreçte dil öğrenimi farklı tekniklerle yapılır.
Erken Yaşta Başlamanın Avantajları *Küçük çocuklar hala kendi dillerini öğrenmek için kendi bireysel, doğuştan dil öğrenme stratejilerini kullanıyor ve bu stratejileri diğer dilleri almak için de kullanabileceklerini öğreniyorlar. *Çocuklar dili öğrenmek için oyunları kullanırlar.
57 yaşında, 5 tane kız büyütmüş bir anne Okuma-yazma bilmiyor fakat azmedip öğrenmeye karar veriyor. Öğrendiğinde ise yazdığı ilk satılar yürek dağlıyor.
ÖzelÖğrenme Güçlüğü; Normal ya da normalin üzerinde zekâya sahip kişilerdir. Herhangi fiziksel problemi olmayan (İşitme, Zihinsel, Görme gibi); dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan bireylerdir. Aynı zamanda bu kişiler kendini
Okumave yazma güçlüğü tedavisinde başarıya ulaşmak için tedaviye erken yaşta başlanması çok önemlidir. Maalesef, bazı çocukların okuma ve yazma güçlükleri ilkokulun sonuna doğru ancak ortaya çıkar. İlkokulun ilk birkaç senesi okumayı öğrenmeye yöneliktir ve daha sonraki yıllarda ise amaç çocukların okuyarak bir
nama alat musik pada gambar disamping adalah. Yabancı dil öğrenmek için en ideal yaş nedir? Çocuklara küçükken yabancı dil öğretmek doğru mu? Erken yaşta yabancı dil öğrenmenin faydaları ve zararları nelerdir? Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor. Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor. Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma buy weight loss gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir. Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler. Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor” Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez. “Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace. İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi. Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü. İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü. Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı. Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir. Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir. 2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı. Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder. Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler l’ sesi ile r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır. Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor. Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil. York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”. Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir. Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”. Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü. “Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.” Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü MIT bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu. Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü. “İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic. Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor. “Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”
Abone Ol SEVİ GİZEM ZEYBEK/ PSİKOLOGAKP döneminde, çocuklarımızın gelişimsel özellikleri göz ardı edilerek gerçekleştirilen değişimlerden biri de erken yaşta verilen dini eğitimin yaygınlaşması. Gerek Diyanet’in düzenlediği okul öncesi Kur’an kurslarıyla gerekse TRT ve Diyanet’in ortak hazırladığı dini içerikli çizgi filmlerle çocuklar dünyaya dair birçok kavramı idrak edememişken dünyevi olanın ötesinde kutsal bir güç ile tanışıyorlar. Bu güç gözle görülemez, sorgulanamaz, dünyada olup biten her şeyi bilir ve istediği her şeyi değiştirebilecek, yok edebilecek bir yeteneğe sahiptir. Bilişsel anlamda soyut düşünebilme yetisi 8-12 yaş arasında gelişmektedir ve bu beceri henüz gelişmemişken çocukların bu kutsal güçle tanışması tahmin edilebileceği gibi birçok olumsuzluğa sebep bu sorgulanamaz güç tarafından her an izleniyor olmak fikri çocuklarda baş edemeyecekleri boyutta bir kaygı ve korku yaratabilmektedir, bu da çocuğun yalnız kalmaktan korkmasına sebep olmaktadır; yalnız duşa girmek istememek, yalnız uyuyamamak, alt ıslatma son dönemlerde çocuklar arasında çok yaygın görülmektedir. Diğer bir taraftan bu dönemde çocuklar gerçek dünyayla vaat edilen kutsal hayatın farkını anlayamaz ve bir an önce cennete gitme isteği ya da cehennem korkusu günlük yaşantısını olumsuz etkiler hale gelebilir. Bu da çocuğun kendini sürekli baskı altında hissetmesiyle çocukluk dönemini gereğince yaşayamamasına yol açar, tüm bunlar yetişkinlikte görülebilecek birçok psikolojik bozukluğun da sebebi olabilir. Son dönemde gündeme geldiği gibi çocuklardan “ anne daha fazla günah biriktirmeden ölmem lazım” “ cennet çok güzel bir yer, oraya nasıl gidebilirim” gibi cümleler duymak bize durumun ciddiyetini gösterir anlamda çocuklara zarar verebilecek bir diğer nokta ise çocuklara doğru yanlış olanın “günah-sevap” gibi ödül/ceza ile öğretiliyor olmasıdır. Bu gibi dışsal konseptler çocuğun hayata dair kendi kontrol ve sorgulama mekanizmasının gelişememesine yol açar ve bu da ilerleyen yaşlarda çocuğun sürekli kontrol edici üstün bir kişiye bağımlı olmasına ve ona itaat etmesine sebep olabilir. Yani erken yaştaki dini eğitim iktidarın düşlediği o sorgulamayan, biat eden toplumu oluşturacak bir araç çocukların okul öncesi Kur’an kurslarında, okuma yazma öğrenmeden, kullanmakta olduğumuz sisteme tamamen ters olan Arap alfabesiyle tanışması okul döneminde yaşayabilecekleri okuma ve öğrenme güçlüklerin bir sebebi olarak değerlendirilebilir. MEB’den etik izin alınamadığı için bu gibi durumlar bilimsel anlamda araştırılıp istatistiksel veriler haline getirilemese de öğretmen ve velilerden alınan bilgiler bize son dönemde öğrenme ve okuma güçlüğünde gözle görülür bir artış olduğunu eğitimin zorunlu hale gelmesiyle çocuklar açısından hayati önem taşıyan sınavlara dini bilgilere dair bir bölüm eklendi, dini görüşü ne olursa olsun sınava giren tüm çocuklar bu bölümden sorumlu tutuluyor. Bu da dini görüşü farklı olduğu için o dersten muaf tutulan çocuklara ya da özel okula giden ve dini derslere ağırlık vermeyen çocuklara dini duygular üzerinden bir haksızlık yaratmakta. Bu durum Avrupa insan hakları sözleşmesinde yer alan “devletin dini düzenlemelerde yansız ve tarafsız olma yükümlülüğünün” apaçık diğer sorun ise dini eğitimin tek taraflı “Sünni Müslüman” bakış açısından veriliyor olmasıdır. Üstelik okuldaki otorite figürü olarak görülen öğretmenin dini bilgileri çocuğa aktarması, çocuğun bu bilgileri kesin doğru kabul etmesine ve sorgulamadan benimsemesine yol açmaktadır. Toplumun tamamını oluşturan diğer dini görüşlerin kesinlikle yanlış olduğunu düşündürecek olan bu durum toplumsal ayrımcılığı da besleyebilecek bir boyuttadır. Dahası çocuklar dini farklılaşmalardan dolayı aileleriyle dahi çatışma tüm bu sebepler ve daha niceleri bize gösteriyor; Erken yaşta verilen dini eğitim çocuğun sağlıklı gelişimine yönelik bir saldırıdır ve düpedüz bir insan hakları ihlalidir. Her ailenin farklı değerleri, kendine özgü inanış biçimleri vardır. Gelişimsel anlamda uygun bilişsel düzeye eriştiğinde dini bilgiyi çocuğa verip vermemek ailenin inisiyatifindedir, öyle olması gerekir, bu, devleti ilgilendiren bir alan değildir. Neden BirGün? Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok. Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz. Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için Bugün BirGün’e Abone Ol. BirGün; seninle güçlü, seninle özgür! BirGün’e Destek Ol Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun
Nedir? Zihinsel öğrenme yetersizliği, zihinsel gelişim yetensizliğinden dolayı, bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi öğrenme yetersizliği olan çocukların zihinsel işlevleri ve sosyal davranışları yaşıtlarına göre geri ve yetersiz olur geç ve güç öğrenirler, sınıf veya toplum içindeki kurallara uymakta zorlanabilirler. Sosyal davranışlar dediğimizde, çocuğun yaşına ve yaşadığı çevreye uygun davranışlar göstermesini ifade etmekteyiz. Bu davranışlar çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel döneme ve içinde yaşadığı topluma bağlı olarak değişmektedir. Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar problemlerinin ağırlığına göre hafif, orta ve ağır düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olmak üzere gruplanabilir. Gruplama çocuğun gereksinimlerinin belirlenmesi, bu gereksinimleri en iyi ve uygun şekilde karşılayacak eğitim programlarının hazırlanması ve çocuk için en uygun eğitim ortamının bulunması amaçlarıyla yapılmaktadır. A Hafif Düzeyde Öğrenme Yetersizliği Bireyin, temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur. BOrta Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği Bireyin, gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel okuma-yazma ve sayma becerilerini kazanmasında ortaya çıkan gecikme durumudur. CAğır Düzeyde Zihinsel Öğrenme Yetersizliği Bireyin, ciddi biçimde konuşma ve dil gelişimi güçlüğü, sosyal, duygusal veya davranış problemleri ile temel öz bakım becerilerini öğrenmesinde ortaya çıkan gecikme durumunu ifade eder. Hafif ve orta düzeyde zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocukların bir çoğu zihinsel ve fiziksel gelişimleri açısından yaşıtlarından önemli bir farklılık göstermediği için genellikle okula başlayana kadar bu çocuklardaki gelişim geriliklerinin pek arkına varılmaz. Okula başladıklarında, özellikle akademik çalışmalarda karşılaştıkları güçlükler sonucunda gerilikleri ortaya çıkar. Ağır düzeyde öğrenme yetersizliği olan çocuklar ise daha önce fark edilebilirler. Erken tanı ve erken eğitim ile bu çocukların bulundukların noktadan çok daha ileri bir yere gelebildikleri, başarılı olabildikleri görülebilmektedir. Belirtileri Nelerdir? Zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini bulmak ve belirlemek son derece güçtür. Pek çok nedenden kaynaklanıyor olabilir. Bir gruplama yapacak olursak, zihinsel öğrenme yetersizliğinin nedenlerini Kalıtımsal , Organik ve Çevresel nedenler olarak üç grupta toplayabiliz. Kalıtımsal Nedenler Eğer ailede kalıtsal bir rahatsızlık veya hastalık var ise bunlar hastalıklı genler yolu ile çocuklara geçmektedir. Özellikle akraba evliliklerinde bu risk daha yüksek olmaktadır. Mongolizm down sendromu, Fenilketanuri, Hidrosefallik ve Mikrosefallik örnek olarak verilebilir Organik Faktörler Kalıtsal olmayan ancak doğum öncesi, doğum sırasında ve doğum sonrasında meydana gelebilecek faktörlerdir. Bu faktörler şöyle sıralanabilir * Vücut biyokimyasındaki ve metobolizmasındaki bozukluklar annenin herhangi bir rahatsızlığının olup olmadığı, mesela annenin şeker hastalığı olabilir * Annenin gebeliği sırasında ortaya çıkan sorunlarörneğin; alınan çeşitli ilaçlar, zararlı maddeler alkol, sigara, uyuşturucu gibi. Ayrıca hamilelik döneminde; annenin geçirdiği bulaşıcı hastalıklar, kazalar ve zehirlenmeler,röntgen çektirme, kromozon bozuklukları, beslenme yetersizlikleri, kan uyuşmazlığı zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenlerdir. * Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, zor doğum nedeniyle kullanılan bazı araçların forseps, vakum vb. bebeğe zarar vermesi, erken veya geç doğum gibi nedenlerde zihinsel öğrenme yetersizliğine yol yüzden doğumun ehliyetli kişiler tarafından yaptırılması önem arzetmektedir. * Doğum sonrasında ise çocuğun geçirdiği bulaşıcı ve ateşli hastalıklar rubella, kızamık, menejit, su çiçeği, çocuk felci, frengi vb., kazalar düşme,çarpma vb., travmalar kafaya alınan darbeler, zehirlenmeler, çocuğun beyin gelişimini etkileyecek yapısal bozukluklar ve hormonal düzensizlikler zihinsel gelişme geriliğine yol açabilen en önemli nedenler arasındadır. Bu arada yeri gelmişken ifade etmekte yarar var; bildiğimiz gibi modern tıp sayesinde gebelikte anne karnındaki bebek ultrason yöntemiyle yakından takip edilebiliyor, normal olmayan gelişim bozukluğu tespit gebelikte üçlü tarama testleri ve 11-14 testleriyle çocukta zihinsel bir gelişme geriliği olup olmadığı tespit edilebiliyor. Gerektiğinde amniosentez yöntemi ileri bir test olarak kullanılabiliyor. Tüm bu yöntemler sonucunda normal dışı gelişim gösteren bebekler tespit edilebiliyor ve gerektiğinde gebelik sonlandırılabiliyor. Sosyo Ekonomik, Kültürel ve Çevresel Nedenler Yetersiz beslenme, çevresel uyarıcıların yokluğu, sosyal ve ekonomik şartların uygun olmaması çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmekte ve zeka geriliklerine neden olabilmektedir. Çocuğun zihinsel becerileri yeterli ve yaşıtlarına uygun olsa bile yetersiz beslenme, ev ortamının uygun olmaması, uyarıcı eksikliği, oynaması ve çevreyi keşfetmesi için çocuğa gerekli fırsatların sağlanmaması gibi durumlar çocuğun hafif derecede zihinsel özürlü olmasına yol açabilir. Bunların önüne geçmek için yapılması gerekenler ise; yeterli olgunluğa erişmeden evlenmemek, akraba evliliklerinin önüne geçmek, doğru zamanda çocuk sahibi olmak, hazır olmadan çocuk sahibi olmamak ve hamilelik sırasında mutlaka doktor kontrolünde olmak, bebeğinizin aşıları düzenli yaptırmak diye sıralayabiliriz. Nasıl Tanı Konur? Zihinsel öğrenme yetersizliği olan çocuklar da normal yaşıtları gibi temelde aynı psikolojik, fizyolojik, sosyal, duygusal gereksinimlere sahiptirler. Kendi aralarında da bireysel farklılıklar gösterirler. Zihinsel özürlü çocukların en temel/belirgin özelliği olarak gelişim hızlarının yaşıtlarından yavaş olmasını söyleyebiliriz. Bu gecikme gelişimin tüm alanları için geçerlidir. Bir bebeğin zihinsel özürlü olduğunu söylüyorsak, bu bebeğin yuvarlanma, emekleme, yürüme ve konuşmaya başlama gibi gelişim alanlarında yaşıtlarını geriden takip ettiğini ifade ediyoruz demektir. Genel olarak bu çocukların özelliklerini şöyle sıralayabiliriz. * öğrenmede yavaşlık, * dikkat dağınıklığı, * konuşma bozukluğu ve gecikmiş konuşma, * duyu-motor problemleri, * günlük yaºama iliºkin becerilerde yetersizlik hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir * sosyal becerilerde yetersizlik hafif derecede zihinsel özürlülerde bu yetersizlik daha az düzeydedir Bu özellikler genel olarak tüm zihinsel özürlü çocuklarda görülmekte ancak bu becerilerdeki başarısı,yeterliliği zihinsel özürün derecesine göre hafif derecede zihinsel özürlü bir çocuk sosyal gelişimi ve günlük yaşam becerilerinde yeterli bir çocuktur. Temel probleminin öğrenme ve dikkat dağınıklığı ile ilgili olduğu kabul derecede zihinsel özürlü çocuk ise bu alanların tümünde birden yetersizlik gösteren, destek gereksinimi olan çocuktur. Öğrenme Özellikleri Bu çocuklar da pek çok beceriyi normal yaşıtları gibi öğrenirler. Ancak öğrenmeleri daha yavaş ve güç olur. Zihinsel yetersizlikleri arttıkça öğrenme yavaşlar ve zorlaşır. Bu çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamada ve bir işi sonuna kadar sürdürmede güçlükleri vardır. Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini yeme-içme, giyinip-soyunma, tuvalet, vb. okuma-yazma, matematik gibi okul ile ilgili temel becerileri kazanabilirler. Uygun iş eğitimi aldıklarında yetişkinlik döneminde uzmanlık gerektirmeyen, basit işlerde çalışabilir. En az destekle ya da desteğe gereksinim duymadan yaşamlarını sürdürebilirler. Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar öz-bakım becerilerini kazanabilirler. Çoğunluğu okuma-yazma ve aritmetik becerileri ancak, sık karşılaştıkları bazı sözcükleri, işaretleri ve sayıları tanıyabilirler. Bu çocuklar çok basit bazı iş becerilerini öğrenebilir, örneğin paketleme, etiket yapıştırma gibi mekanik işleri yapabilirler. Yaşamlarını sürdürmede daha çok yetişkin desteğine ihtiyaç duyarlar. Zihinsel yetersizliğin derecesinin artmasıyla çocukların yeme-içme, giyinip, soyunma tuvalet gereksinimini giderme gibi temel becerileri kazanmada zorlandıkları gözlenir. Buna paralel olarak diğer kişilere bağımlılıkları artar. Konuşma Özellikleri Bu çocukların dil ve konuşma gelişimleri normal yaşıtlarınınkine benzer aşamaları izler. Konuşmayı normal çocuklar gibi öğrenirler, ancak zihinsel yetersizliğe bağlı olarak konuşmaları daha geç gelişmekte ve daha fazla konuşma bozukluğu göstermektedirler. Zihinsel yetersizlik arttıkça dil ve konuşma problemleride artmaktadır. Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha geç konuşmaya başlarlar. Sözcüklerde bazı sesleri atlama, bazı sesleri ekleme veya sesleri yanlış söyleme gibi konuşma bozuklukları görülür. Sınırlı sözcük ve cümlelerle de olsa çevresindekilerle konuşarak iletiºim kurabilirler. Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklar konuşma problemlerine ek olarak çok daha sınırlı sözcük ve cümlelerle duygu,düşünce ve isteklerini ifade edebilirler. Konuşmanın çok sınırlı ya da hiç olmadığı durumlarda isteklerini ifade etmek için sesler yada işaretler kullanabilirler. Sosyal Duygusal Özellikleri Zihinsel yetersizliği olan çocuklar normal yaşıtlarına göre daha fazla sosyal ve duygusal problemler göstermektedirler. Bu çocukların zihinsel gelişimlerinin geri olması nedeniyle sosyal becerilerindeki yetersizlikleri ve diğer insanların onlara yönelik olumsuz tavırları, bu duruma neden olan temel etkenlerdir. Yaşıtlarından kabul gördüklerinde hafif derecede zihinsel yetersizliğe sahip çocuklar onlarla bir arada olup, kolayca anlaşabilirler. Yapabileceklerinden daha zor görevler vermek, onların gereksiz yere başarısızlık duyguları yaşamalarına neden olur. Diğer taraftan yapabileceklerinden daha basit görevler vermek ise onların kolayca sıkılmalarına yol açabilir. Bu çocukların başarılı oldukları konularda, çeşitli oyunlarda normal arkadaşlarıyla bir araya gelmeleri, yapamadıklarından çok, yapabildiklerinin vurgulanması, başarabilecekleri işlerde onlara fırsat verilmesi duygusal açıdan kendilerine daha çok güvenmeleri yönünden önemlidir. Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olanlar ise normal yaşıtlarından gerek zihinsel, gerek fiziksel ve gerekse sosyal yönden epeyce farklı olduklarından, yaşıtlarıyla kaynaşmaları daha güç olmaktadır. Diğer gelişim özelliklerinde olduğu gibi sosyal beceriler de zihinsel yetersizliğin derecesine bağlı olarak değişecek, en alt grupta olan çocukların bu becerileri de çok sınırlı olacaktır. Fiziksel Özellikleri Zihinsel yetersizliği olan çocukların fiziksel görünümleri ve sağlık durumları, özürün derecesine göre değişmektedir. Hafif derecede zihinsel yetersizliği olan çocukların görünüş ve motor becerileri genelde normal yaşıtlarından farklı değildir. Orta/ağır derecede zihinsel yetersizliği olan çocuklarda is edurum biraz farklı olabilir. Down-Sendromlu çocuklarda ortak fiziksel özellikler mevcuttur. Kulak, baş, göz, parmak yapısı ve kasların zayıflığı gibi ayırıcı özellikler bulunur. Bu gruptaki çocukların çoğunda koordinasyon, denge problemleri ve ince-el becerilerini gerektiren işleri yapmada güçlükleri vardır. Yarısına yakınında ise beyin hasarı olmasından ötürü işitme, görme ve fiziksel durumlarında bozukluk gözlenebilir. Bu özürlerin ağırlık derecesine göre fiziksel işlevlerini yerine getirmelerinde yapılacak yardım farklılık gösterir. Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Aile bireyleri açısından -Her şeyden önce çocuğunuzu kabul edin, -Anne baba olarak birbirinizi suçlamayın,suçlu da aramayın. -Çocuğunuzun gelişimi için gerekli olan ilgi ve şefkati ona sürekli gösterin. -Çocuğunuzu aileye verilmiş bir ceza olarak görmeyin, çocuğunuzu suçlamayın. -Çocuğunuzdan utanç duymayın. -Çocuğunuzun kişisel temizliğine önem verin. -Çocuğunuzu aşırı derecede ki siz her zaman çocuğunuzun yanında olamayabilirsiniz. -Çocuğunuza acıyarak yaklaşmayın. -Çocuğunuzun kendine güvenmesini sağlayın. -Çocuğunuzun sosyal,duygusal,kültürel gereksinimlerini karşılamasını sağlayın. -Çocuğunuzdan onun kapasitesinin üstündeki becerileri gerçekleştirmesini beklemeyin. -Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın. -Sabırlı olmaya çalışın. -Başarılı olduğu her konuda onu ödüllendirin.Çocuğunuzu her zaman maddi ödüllerle değil,sözel ödüllerde çocuklar için çok değerlidir. -Çocuğunuza öğreteceğiniz her şeyi tekrarlara dayandırarak alışkanlık haline getirmeye çalışın. -Öğreteceğiniz iş ya da konuyu parça parça tekrarlar ile öğretmeye çalışın. -Öğrettiklerinizi sık sık tekrarlayın. Zihinsel Öğrenme Yetersizliği Olan Çocuklar Neler Yapılabilir? -Öğretmen açısından -Çocuğa başarabileceği görevler verilmeli, -Doğru yanıtlayabileceği sorular sorulmalı, -Gerektiğinde görevi yerine getirmesine yardım edilmeliipuçları,soru tekrarlama -Çocuk başarısız olduğu noktada bırakılmamalı;yardımlar çocuk başarılı olana dek sürdürülmeli. -Çocuk verdiği yanıtın doğru olup olmadığını bilmeli, -Doğru yanıtlar anında pekiştirilmeli, -Çocuğun yeterlilik düzeyi belirlenmeli ve verilecek görevlerin onun düzeyine uygun olması sağlanmalı, -Çocuğun gelişiminde iniş çıkışlar görülebilir dolayısıyla yeterlilik düzeylerin sık sık değerlendirilmesi yararlı olacaktır. -Öğretilecek konu ya da küçük parçalara bölünmeli, -Kolaydan zora doğru basamaklandırır, -Öğretilen bilgiler belirli aralıklarla tekrar edilmeli -Çocuklara bir kerede birden fazla kavram öğretmeme, -Çocuğun derse aktif katılımını sağlama öğrenme açısından yöndeki davranışları cesaretlendirilmeli ve pekiştirilmelidir, -Çocuğun öğrendiği bir beceriyi farklı ortamlarda uygulamasına fırsat tanınmalıdır, -Öğretmen aileyle işbirliği içinde olmalıdır, -Öğretmenin öğrencilerin geçmiş yaşantıları hakkında bilgi sahibi olması, -Öğretmen dersi işlerken çocuğun birden fazla duyu organına hitabedecek öğretim yöntem ve materyali kullanmalıdır, -Öğretmen ders işlerken sade ve anlaşılır ifadelere yer vermelidir, -Öğretmen çocuklara somut örnekler vermelidir, ZİHİNSEL ENGELİLERİN EĞİTİMİNDE KULLANILAN YARDIM TİPLERİ 1-Fiziksel yardım Öğretim esnasında öğretmenin öğreteceği beceriyi direkt ya da kısmi yardımla müdahale ederek yapmasını sağlaması durumudur. ÖRNYazı yazma esnasında çocuğun elini tutup yazılması istenen harfi birlikte yazmak. 2-Sözel yardım Öğretim esnasında çocuğa konuşarak yapması gereken beceriyle ilgili olarak yönergelerin verilmesi anlayabileceği düzeyde cümle kurmaya özen göstermek gerekmektedir. ÖRNElimi tut ayağının birini kaldır. 3-Model olma Çocuğun yapmakta zorladığı davranış ya da beceriyi öğretmenin kendisinin yapması ve öğrencinin dikkatlice izlemesini sağlaması durumudur. ÖRNSiz yavaş yavaş çocuğun önünde elektrik süpürgesini kullanın . ZİHİNSEL ENGELLİLERİN EĞİTİMİNDE KULLANILAN PEKİŞTİREÇ TÜRLERİ Pekiştireç Belirleme Listesi Yiyecek ödülleri Oyun ödülleri Sosyal ödül Etkinlik ödülleri Çikolata Yakalamacılık Öpme Müzik dinleme Şeker Evcilik oyunu Sarılma Kitap okuma Bisküvi Saklambaç oyunu Sözel ifadeler Resim yapma Çiklet Futbol Dokunma Dans etme Tatlı Kulaktan kulağa Meyve Kraker Oyuncak ve ya okul malzemesi de ödül olarak verilebilir. Özel eğitime muhtaç çocuklara eğitim uygulama ve iş eğitimi merkezinde,özel eğitim sınıflarına,bunlar sağlanamadığı takdirde bulunduğu sınıfında kaynaştırma yoluyla eğitim verilmektedir. Ayrıca,devletin sağladığı bu imkanlar dışında özel rehabilitasyon merkezleri ve okullarında da eğitim verilmektedir. Kaynak zel Eitim ve Salkta Ortak Payda...
Toplum ve ailenin bakışı Genel olarak öğretmenler anne babalar ve toplum okuma yazmaya büyük önem verir. Okuma yazma bilmemek günümüzde büyük bir kusur olarak değerlendirilir. Bu beceri normal gelişim gösteren çocuklarda olduğu gibi, farklı gelişen çocuklar içinde büyük önem taşımaktadır. Bunun nedeni , özel gereksinimli çocukların okuma yazma bilmesinin, bağımsız yaşam açısından önemli bir basamak olmasıdır. Peki nedir okuma yazma? Okuma – yazmayı akademik olarak tanımlamak gerekirse “ sembolleri kullanarak iletişim kurma ve sembollerden anlam çıkarmadır.” diyebiliriz. Tanımından da anlaşılacağı üzere okuma yazma eğitimine geçmeden önce çocuk sembolik işlemleri yapabilecek seviyeyi tamamladıktan sonra geldikten sonra okuma yazma eğitimine başlanmalıdır. Genel olarak anne- babalar eğitimde okuma yazma sürecine gelindiğinde çok heyecanlanır. Kısa vadede çok büyük sonuçlar beklerler. Burada unutulmaması gereken en önemli şey, normal gelişim gösteren çocuklarda bile eğitim-öğretimin en sancılı olduğu bu dönemde sabırlı olmaktır. Düşülen diğer hataların başında da çocuğu okuma yazma eğitimi alan diğer çocuklarla kıyaslamak gelmektedir. Ailelerin “hadi çocuğum bak filancanın çocuğu okuyormuş,sende öğren” şeklinde yaklaşımları, başka çocuklara yetiştirebilmek için aşırı ders çalışma saatleri ve zorlamalar, çocuklarda başarısızlık duygusunu güdülemekten ve okuma yazma eğitimine karşı soğutup,bıktırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Unutmamalıyız ki tüm bireyler kendi doğasında farklılıklar gösterir ve herkesin bu farklılıkların doğrultusunda farklı öğrenme hızları ve sitilleri vardır. Okuma yazma eğitimine başlamadan önce çocuğu çok iyi gözlemlemeli, eğitimcilerini ilgi alanları hakkında bilgilendirmeliyiz. Çocuğun kendini mutlu hissettiği ve eğlendiği ortamlarda öğrenme kalitesi de yükselecektir. Özel eğitimde okuma-yazma eğitimine başlamadan önce dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır. Bunların birincisi “çocuğun özür grubu nedir? Nasıl bir okul yaşantısı olacaktır?”. Öğrenci down sendromlu, otizmli, yoksa gelişim geriliği veya özel öğrenme güçlüğü olan biri mi? Ona en uygun kullanılması gereken yöntem nedir? Akranlarıyla birlikte kaynaştırma eğitimimi alacak, özel alt sınıfa mı gidecek yoksa sadece rehabilitasyon desteğimi alacak? Dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta ise çocuğun yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olmasıdır. Yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde bulunan çocuğun okuma yazma süreci için gerekli bazı önkoşul becerileri yerine getirmesi gerekmektedir. Peki nedir bu ön koşul beceriler? Bunları 9 ana madde altında toplayabiliriz. Özel gereksinimli çocuklarda okuma yazma eğitimi için sahip olunması gereken ön koşul beceriler Genel bilgi dağarcığı meyveler,sebzeler,taşıtlar,hayvanlar,sayılar,meslekler,eylemler,geometrik şekiller,zıt kavramlar Görme aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,eksik tamamlama; resim,renk,sayı,harf,eşleme İşitme ses taklidi, senin yönünü bulma, gözü kapalı çıkan sesi tahmin etme,dinleme,dinlediği ile igili sorulara cevap verme Konuşma kendini ifade edebilme,ailesini tanıtma,sorulan sorulara cevap verme Kas gelişimi kaba ve ince motor beceriler,top tutma kağıt yırtma,hamurla oynama,ipe boncuk dizme vb Sosyal ve duygusal uyum yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olması Dinleme Kalem tutma El-göz koordinasyonudur parmak takibi yapabilme, sınırlı alan boyama,çizgi çalışmalarını yapabilme Gerekli ön koşul beceriler kazandırıldıktan sonra öğretim yapılacak yöntem belirlenmelidir. İlk başta da söylediğim gibi okuma yazma süreci eğitimde sancılı bir süreçtir fakat doğru yöntem teknikle çalışıldığı takdirde bu süreç öğrencinin çalışmaktan zevk alacağı eğlenceli bir süreç haline gelir. Eğitimcinin çocuk için en uygun yöntemi belirleyebilmesi için mevcut yöntemleri bilmesi gerekmektedir. Okuma-yazma eğitiminde kullanılan yöntemler; 1. Metin yöntemiÜstün zekalı bireyler için Paragraf bütün halinde verilir. Sonra cümle-kelime-hece ve seslere ayrılır. bütünden parçaya gitme 2. Harf yöntemiOtizmli bireyler için Harflerin okunuşu öğretilir. Daha doğrusu otizmi olan birey harflerin okunuşunu ezberler. Örnek ba-ca-ka-pı… Sonra bu heceler birleştirilerek yeni kelime ve cümleler oluşturulur. 3. Ses yöntemi Hafif veya ortaya yakın hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan bireyler için Harflerin okunuşu esas alınmıştır. Bildiğiniz gibi şu anda devlet okullarında uygulanan bir gruplara ayrılmış ve guruptaki ses sırası takip edilerek yeni yeni kelimeler türetilmiştir. • Şöyle ki Birinci Grup e,l,a,t İkinci Grup i,n,o,r,m Üçüncü Grup u,k,ı,y,s,d Dördüncü Grup ö,b,ü,ş,z,ç Beşinci Grup g,c,p,h Altıncı Grup ğ,v,f,j Ses yöntemindeki bu sıralamanın özel gereksinimli bireyler için uygunluğu kısmen tartışılmaktadır. Şu asla unutulmamalıdır ki özel eğitime muhtaç bireylerde hangi yöntem uygulanırsa uygulansın olabildiğine sade ve anlaşılır olmalıdır. Bu nedenle özel eğitime muhtaç bireylere önce sesli harflerin okunuşu öğretilmeli sonrada öğrenilen bu sesli harfler, sessiz harflerin okunuşuyla birleştirilerek hece kelime ve cümleler sonucu çıkan en uygun sıra Birinci Grup a,e,ı,o,u,i,ö,ü İkinci Grup l-m-t-n-s-k-r-f-y-z-v-b-c-d-p-h-ş-ç-g-j-ğ Ses yöntemini kullanacak eğitimcilerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Örneğin eğitimci asla öğrenmediği sesle ilgili hece ve kelimeler kullanmamalıdır. Bu öğrencinin kafasını karıştırır. Sesli harflerin öğretiminde ı ile i, o ile ö, u ile ü peş peşe öğretilmemelidir. Sesi tanıma, okuma gerçekleştikten sonra yazı çalışmaları yapılmalıdır. Eğer öğrenci el yazısı ile zorlanıyor ise asla buna zorlanmamalı, okul yaşantısı varsa özel eğitim öğretmeni ve okul öğretmeni mutlaka irtibat halinde olmalıdır. Okuma yazma öğretim süreci Bu süreci 6 evrede inceleyebiliriz; Hazırlık evresi öğrencinin okuma yazma eğitimine hazırlandığı,yazımızın başında bahsettiğimiz ön koşul becerilerin kazandırıldığı evredir. Öğrenci gerekli ön koşul becerileri kazandıktan sonra ses evresine geçilir. Ses evresi Bu evrede sesler tanıtılır. öğrencinin farklı hecelerlerdeki aynı sesleri sezmesi, hece çalışmasına geçmek için iyi bir ölçüttür. Sonrasında hece öğretimine geçilir. Hece evresi öğrenilen seslerle önce iki hece, sonra üç hecelerin oluşturulduğu evredir. Sözcük evresi hecelerin birleştirilip yeni kelimelerin oluşturulduğu evredir. Öğrenilen seslerle hecelerin birleştiriliminden oluşan kelimelerin, resimlerini gösterip okutup yazdırmak görsel destek sebebiyle daha etkili olacaktır. Cümle evresi kelimelerden cümle oluşturma evresidir. Bu evrede öğrendiği kelimler karışık gruplar halinde verilip anlamlı cümle oluşturması istenilebilir. Bu noktada önemli olan basitten karmaşığa gitmek ve her zaman öğrencinin yapabileceği etkinliklerden başlayıp dersi yine yapabildiği etkinliklerle tamamlamaktır. Serbest metin evresi Metin okuma ve yazmanın gerçekleştiği, okuduğu metinle ilgili sorulara cevap verebildiği,söylenen metni yazabildiği evredir. Bu evrede başarı güdüsünün tatmin edilmesi çok önemlidir. Hecelere ayırarak okuma, son sözcüğü veya heceyi tekrar etme gibi davranışlar olabilir. Bu tip durumlarda öğrenciye daha hızlı ve akıcı okumasıyla ilgili komutları verirken bunların teşvik edici olmasına dikkat etmeliyiz. Okuma yazma öğretiminde oyunlar Unutulmamalıdır ki çocuğun yaşantısında oyun büyük bir yer tutar. Bir çok kavram oyun yoluyla daha hızlı öğrenilmektedir. Aynı şekilde okuma yazma çalışmaları yaparken de oyunlardan cümle kelime hecelerin unutulmasını önlemek için bol bol tekrar yapılması yoluyla bu tekrarların zevkli hale gelmesi okuma yazma öğretiminde kullanılabilecek önerebileceğim oyunlardan birkaç örnek aşağıda yer almaktadır. 1Balon Şişirme Oyunu Balonlar alınır ve bu balonların üzerine öğrenilen kelime,hece yada cümleler heceler yan yana getirilerek anlamlı kelimeler yaptırılır. 2 Numarayı Bul Oyunu Kartona 10 tane kutu çizilerek bunlara bir numara verilir. Bu kutuların içine farklı kelimeler tarafından bir numara söylenir ve öğrenci tarafından o kutudaki kelimeyi bulması istenir,okutulur ve yazdırılır. 3 Kelime Piyangosu 60-70 cm çapında ortasında kolayca dönebilen bir gösterge bulunan kartondan bir tablo hazırlanır. Bunun üzerine tekrar ettirilecek kelime yada hece tablonun üzerindeki göstergeyi çevirir hangi kelime yada heceyi gösteriyorsa o kelime okutulur ve yazdırılır. 4 Hece Piyangosu Kelime piyangosu gibi mukavva üzerine yapılır. Göstergenin üzerine heceler ile birleştiği zaman kelime oluşturacak bir hece konur. Kenarlarına da kesilen heceler çevrildiğinde hangi heceyi gösteriyorsa iki hecenin oluşturduğu kelime okutulup yazdırılır. 5 Şans Oyunu bir torba içine kelime fişleri konur. Bu torbada bulunan kelimeler öğrenciye kelime okutulup yazdırılır. Toparlamak gerekirse okuma – yazma öğretimi son derece önem taşıyan bir konudur. Tüm öğretimi yapılan davranışlarda olduğu gibi bu davranışın kazandırılmasında da, çocuğun bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak en uygun yöntem ve tekniklerin kullanılmasını, doğru zamanda doğru pekiştirenlerin verilmesini, çocuğun eğitim ortamını sevmesini, öğrenmeden zevk almasını sağlamak öğretim sürecini hızlandıracak,eğitimin kalitesini arttıracaktır. Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni İnci Seringen Kaynaklar
- Reklam - İSTANBUL, DHA- İki farklı dilde iletişim kurabilme yetisi olarak bilinen iki dillilikle ilgili ön yargıların son dönemde yapılan bilimsel araştırmalarla kırıldığına dikkat çeken Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Hozan Saatçioğlu, “Son araştırmalarda çocukların erken yaşta iki dili öğrenmesinin kalıcı bir olumsuzluğa yol açmadığı gösterildi” dedi. Saatçioğlu, erken yaşta iki dili eş zamanlı veya ardışık öğrenmenin avantajları hakkında önemli bilgiler paylaştı. Bir kişinin anadilinden başka bir dilde okuma, yazma, konuşma, dinleme becerilerinden en az birine hâkim olması olarak tanımlanan iki dillilik, kişilere hayatlarında büyük avantajlar kazandırıyor. Eskiden çocuklara erken yaşta iki dil öğretilmesinin konuşmalarında gecikmeye ve düşüncelerinde karışıklığa yol açtığının düşünüldüğünü aktaran İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Hozan Saatçioğlu, ancak yakın dönemlerde yapılan çalışmaların bebeklikten itibaren iki dilin birlikte konuşulmasının hiçbir zararı olmadığını, hatta ileri dönemlerde zihinsel olarak olumlu etkilerinin olacağını gösterdiğini söyledi. - Reklam - “İKİNCİ DİLİ AYNI KİŞİLERLE KONUŞMALILAR” Çocukların iki dili doğumdan sonra eş zamanlı öğrenebileceğinin altını çizen Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Hozan Saatçioğlu, “Bunun çocuğun gelişimi açısından herhangi bir soruna yol açmadığı gösterilmiştir. Çocuğun ebeveynleri farklı dilleri konuşuyorlarsa, ebeveynler bu şekilde konuşmaya devam edebilirler. Her ebeveynin aynı dili sürekli konuşması çocuğun öğrenmesini kolaylaştırmaktadır. Çocuklara ikinci dil erken yaşlardan itibaren başlanabilir. Böyle bir durumda çocuğun düzenli olarak ikinci dile maruz kalması, aynı ortamlarda, aynı kişilerle ikinci dili konuşması önerilir. Çocuk evde anadilini konuşabilir ancak kreşte ikinci dili öğrenebilir ya da bakıcı ile ikinci dili konuşuyorsa, sürekli bu şekilde devam etmesi öğrenmesini kolaylaştıracaktır” diye konuştu. “BEYİNDE OLUMLU YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER YARATIYOR” Yaklaşık 30-40 yıl öncesine kadar iki dilliliğin çocukların dil gelişimini geciktirdiği, zihinsel bir karışıklığa yol açtığı, çocukları zihinsel olarak yorduğu ve iki dilli çocukların zihinsel uğraş gerektiren işlerde yaşıtlarından geri kaldığının öne sürüldüğünü ve bu nedenle de iki dilin birlikte ya da erken yaşta öğrenilmesi önerilmediğini hatırlatan Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Hozan Saatçioğlu, bu konuda yaşanan önemli değişimi şöyle anlattı “Son dönemlerde yapılan detaylı bilimsel çalışmalar sonucunda çocukların erken yaşta iki dili öğrenmesinin, bazen dillerinin akıcı konuşmasını geciktirdiği ancak bunun geçici olduğu ve çocuklar için kalıcı herhangi bir olumsuzluğa yol açmadığı gösterildi. Aksine erken yaşta iki dili eş zamanlı veya ardışık öğrenmenin birçok avantajı olacağı gösterildi. İki dilliliğin beynimizin bilgiyi alıp işlerken kullandığı zihinsel mekanizmaları daha aktif uyardığı, daha büyük beyin ağları kurduğu bulmaca çözmek veya yeni bir beceri kazanmak gibi ve beyinde olumlu yapısal değişiklikler yarattığı belirtilmektedir. Beyin plastisitesi’ beynin bağlantılarını düzenleme ya da yeni bağlantılar kurma yetisi denilen bu değişikliklerin beyin sinirlerinin dejenerasyonuna alternatif yeni yollar üreterek, demans gibi beyin hastalıklarını geciktirebildiği söylenmektedir.” İKİ DİL KONUŞMANIN 7 ÖNEMLİ AVANTAJI Uzm. Dr. Hozan Saatçioğlu, iki dilliliğin avantajlarını ise şöyle sıraladı “Daha fazla kişi ile konuşabilme ve empati yapabilme böylece sosyal becerilerin ilerlemesi, farklı kültürleri anlayabilme ve önyargıların azalması, yeni dilleri daha kolay öğrenebilme, iş ve kariyer yapmayı kolaylaştırması, zihnin dille ilgili farkındalığını ve sözel algılamayı ilerletmesi, yaratıcı ve esnek düşünme, planlama yapıp sürdürme ve davranışı kontrol etme becerilerinin ilerlemesi, demans gelişimini geciktirme.” “KARIŞIKLIĞA NEDEN OLMUYOR” İki dilli olmanın avantajları göz önünde bulundurulduğunda çoğu ailenin çocuklarını iki dilli olarak büyütmeye hevesli göründüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Hozan Saatçioğlu, “Çocukların beyin gelişimi ilk 5 yaşında çok hızlı olduğu için, erken dönemlerde iki dilli olarak büyütmek öneriliyor. Bebekliğin ilk dönemlerinden itibaren eş zamanlı olarak ana dilinin yanında bir yabancı dili öğretmeninin bebeğin dil gelişiminde herhangi bir karışıklığa neden olmadığı ve ailenin imkânı varsa bu şekilde başlamaları önerilmektedir. Çocuk dili öğrenme sürecinde zaman zaman farklı dillerin kelimelerini kullanabilir ancak dillere hâkim olmaya başladıkça bu durumu aşacaktır” dedi. “HER EBEVEYN KENDİ BİLDİĞİ DİLDE KONUŞMALI” Ailenin eş zamanlı iki dili öğretme imkânı varsa bu şekilde dil öğretilebileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Hozan Saatçioğlu, dikkat edilmesi gerekenler konusunda şu bilgileri paylaştı “Her ebeveyn kendi bildiği dilde çocukla konuşmaya devam eder. Bu sürekliliğin olması, çocuğun iki dili de paralel öğrenmesini olanaklı kılar. Çocuğun yaşı büyüdükçe iki dili de öğrenmesi ve kullanması ilerleyecektir. Ailenin iki dili eşzamanlı öğretme imkânı yoksa o zaman ardışık öğretme ile iki dil öğretilebilir. Çocuk evde anadilini konuşurken kreşte ya da okulda ikinci dili öğrenebilir. Ebeveynler ikinci dili konuşmak zorunda değildir, çocuğun ana diline hâkim olması için evde birinci dili konuşmaya devam etmeleri önerilir. Çocuk bazen iki dili harmanlayarak konuşabilir. Bunun iki dilliliği öğrenirken normal bir durum olduğu bilinmeli ve dilleri konuşmaya aynı şekilde devam edilmelidir.” HANGİ DURUMLARDA İKİ DİL ÖĞRETİLMEMELİ? Bazı özel durumlarda iki dil öğretmenin doğru olmayacağını da sözlerine ekleyen Uzm. Dr. Hozan Saatçioğlu, bunları şöyle açıkladı “Çocukların zihinsel gelişiminde bir bozukluk olduğunda ya da otizm spektrum bozukluğu gibi dil becerilerini erken dönemlerde geciktiren durumlarda, erken dönemde iki dili öğretmek önerilmez. Böyle durumlarda çocuğun bir dili öğrenmesi ve kullanması hedeflenmelidir.” - Reklam -
erken yaşta okuma yazma öğrenme zararları